Millet iradesinden üstün bir güç yoktur söylemiyle neticelenen 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Erdoğan kazandı.
Seçmenin çoğunluğu, öncelediği siyasi söylemlerden yola çıkarak Erdoğan'ı tercih etti.
Muhalefetin söylediği birçok şeye kulak tıkadı.
Son seçimde Cumhur İttifakı'nın gündemi daha çok etkili oldu.
Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatında büyük bir başarı olarak tarihe geçen son seçim, muhalefete uyarılarla dolu başlıklar içeriyor.
Kılıçdaroğlu sergilediği olağanüstü çabaya rağmen seçimin galibi olamadı.
Millet İttifakı; yorgun iktidar artık gitmeli yönünde seçim kampanyası yürüttüyse de, Cumhur İttifakı Türkiye'nin kazananı oldu.
21 yıldır iktidarda olan Erdoğan, 27 milyondan fazla oy alarak ve rakibi Kılıçdaroğlu'na 2 milyondan fazla oy farkı atarak, tekrar cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.
Neticeyi serikanlıkla kabul etmesi gereken muhalefet, nerelerde yanlış yaptığını sorgulamalı diye düşünüyorum.
Kılıçdaroğlu durmak yok, mücadeleye devam dese de, CHP'nin oturup iyice düşünmesi gerekiyor.
Millet İttifakı'na bağlı diğer küçük partilerin zaten herhangi bir endişesi kalmadı.
Onlar Kılıçdaroğlu sayesinde istedikleri milletvekili sayısını elde ederek, meclise girmeye hak kazandılar.
Muhalefetin her iki seçimde kaybedişinin en önemli nedenleri arasında, söylem birliğinin oluşmaması yatıyor.
Millet İttifakı aktörleri seçmene tutum konusunda kararlı bir duruş sergileyemediler.
6'lı masa döneminde Meral Akşener'in, masayı terk etmesinin yarattığı olumsuz izlenim, seçimin ikinci turuna kadar hafızalarda güven kaybı olarak canlılığını korudu.
Bununla birlikte Millet İttifakı'nın seçime giderken yüz yüze değil de, sosyal medyadan ve farklı medya kanallarından, birbirlerine ilettikleri eleştiriler; ilerde oluşabilecek bir koalisyon yönetiminde, seçmende kaotik durumun oluşmasına yönelik endişeleri uyandırdı.
Kılıçdaroğlu öncülüğünde Millet İttifakı'nın, seçimin birinci turunun sonuçlarını yeterince analiz edememeleri ve seçim kampanyasına Ümit Özdağ'ın dahil olması, muhalif seçmende kafa karışıklığına yol açtı.
Cumhur İttifakı Sinan Oğan'a yönelirken, Millet İttifakı'nın Ümit Özdağ'ı ittifaka dahil etmesi, özellikle Kürt seçmende ciddi oranda güvensizliğe neden oldu.
Ümit Özdağ'la birlikte kayyum sorununu legalize etmeye yönelik yapılan anlaşma, HDP seçmeninde hayal kırıklığı oluşturdu.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde Kılıçdaroğlu'nun, seçimin ikinci turunda aldığı oy sayısındaki azalma bunun izahıydı.
Kürt seçmen bu şekilde gereken açıklamayı Kılıçdaroğlu'na yapmış oldu.
Muhafazakâr seçmen konusunda Erdoğan'ın Yeniden Refah Partisi'ni kendi ittifakına müdahil etmesi, AK Parti'den soğumuş olan muhafazakâr seçmenin tekrar Erdoğan'ı tercih etmesiyle, Cumhur İttifakı'nı güç kattı.
Bu konuda Millet İttifakı'nda muhafazakâr seçmeni temsil eden Gelecek Partisi, Deva Partisi ve Saadet Partisi, muhafazakâr seçmenin gözünde yeterli itibarı kazanamadı.
Az önce söylemiş gibi, her üç partinin aslında böyle bir amacının olmadığı seçim sonuçlarıyla ispatlandı.
Bahsi geçen muhafazakâr partilerin, gerçek amacı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yarattığı vizyondan faydalanarak meclise adım atmaktı.
Kemal Kılıçdaroğlu Millet İttifakı'nın kurucusu olarak muhteşem bir paradigma ortaya koydu.
Eğer öyle olmasaydı, 21 yıllık Erdoğan iktidarına karşı bu kadar yüksek oy oranını elde edemezdi.
Üstelik bu oy oranına, devletin bütün imkânları Erdoğan'ın elinde olmasına rağmen sahip oldu.
Kılıçdaroğlu seçim kampanyasında olağanüstü bir performans sergiledi ve performansıyla, Millet İttifakı'nda çok güçlü bir sinerjinin ortaya çıkmasını sağladı.
Ama üzülerek görüyoruz ki; Millet İttifakı bileşenleri Kılıçdaroğlu'na erken sırtını döndü.
Pusuda bekleyen İmamoğlu, şimdiden CHP'nin Genel Başkanı olmak için yüzündeki maskeyi çıkardı.
Anlaşılan o ki; siyasette yeni gündemler ve sıcak gelişmeler yaşanmaya devam edecek.
Kılıçdaroğlu'nu bundan sonra bekleyen sıkıntılar; CHP içindeki aykırı sesler ve İmamoğlu'nun asabiyeti olacak.
Önümüzde büyük badireler var.
Zorlu günler sadece Kılıçdaroğlu'nu değil, Erdoğan'ıda bekliyor.
Heybet AKDOĞAN