HUKUK DENİLEN GARABET
Heybet AKDOĞANBütün kodlamaları ele alındığında hak ve adaletle bütün bağlarını koparan hukukun, devlet iktidarını pekiştiren ve toplumun politik varoluşunu daraltan bir yaptırıma dönüşmesi, hukuk denilen garabetin ne olduğunu sorgulatan soruları kaçınılmaz kılıyor.
İşlevselliği bakımından devlet sınıflarının ve burjuvazinin ahlaki ve politik anlayışını, toplumun ahlakı ve politik anlayışı üzerinde kanunlaştıran hukuk, toplumsal adalet ve eşitliği çökerten yaptırımlar bütünüdür. Hukukun sınıflı toplumlarda yüklendiği görev, içerdiği değerler ve göndermede bulunduğu kurumlar bakımından egemen sınıf tarafından sistematize edilmesi, hukuku salt adalet evresinden soyutlayıp, sömürgeci sınıfın ideolojik bir aygıtı hâline dönüştürmektedir. Bu nedenle hukukun kendi içinde inşa ettiği ideolojik muhteva, egemen burjuva düzenin ayakta kalmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla hukukun korumaya çalıştığı kanunlara bağımsız ve tarafsız diyemeyiz. Aksine, hukuk egemen-sömürücü sınıfın, devletçi ve iktidarcı yapılanmasını meşru kılan kurallar aracıdır.
Devlet ve iktidar yapılanmasının "hukuksal adalet" masalıyla, toplumsal eşitsizliği gölgelemesi ve ezici çıkarlarını hukuk adı altında örgütlemesi; hukuk denilen olgunun yaratılış serüvenini bizlere işaret etmektedir.
Devlet ve iktidar tarafından hukukun toplumsal bir ihtiyaç olarak dile getirilmesi, kendileri tarafından belirlenmiş toplum modelini, topluma kabullendirmekten ibarettir. Kapitalist devlet ve iktidar sisteminin karşılıklı bağımlılık ilişkisi içerisinde devam eden bu misyonu; ruhsuz ve mekanik bir toplumun büyümesi içindir. Tarihsel bütünlüğüyle devlet, iktidar ve hukuk gerçekliğini sorguladığımızda, hukukun devletli toplum akışı içindeki; toplumu ve bireyi nasıl değersiz kılıp, hiçleştirdiğini içinde bulunduğumuz devlet ve iktidar düzeninden yaşayarak anlayabilmekteyiz. Bakunin'in söylediği gibi;" her devlet ve iktidar yönetimi, insan varlığının kendi değerine ulaşmasına izin vermez" sözü, tarihsel ve güncel hakikatiyle devlet ve iktidarın insanlar üzerindeki temsiliyetini çok açık bir şekilde nitelemiştir. Malûmunuz! Bakunin'den bir örnek verince birçok sosyalist haklı olarak, Bakunin'in bu tarifinin içinde, sosyalist devletide kast ettiğini söylemektedir. Doğrudur. Fakat benim açımdan anarşistlerin ideolojik olarak eksikliği olduğu kadar, SSCB'ninde kuruluş ve yıkım dönemlerinde sosyalistlerin, sosyalist devlet anlayışlarında da çok yanlışlıklar vardı. Konumuz bu olmadığı için fazla uzatmayacağım.
Hukuku egemen sınıf ve ezilen sınıf açısından irdelemeye devam ettiğimizde, egemenler sınıflar tarafından yazılmış olan hukukun, egemen sınıfın yasalsızlıklarını; varolan yasalar üzerindeki üstünlüğüne tasdik edilişi olarak kanıtlayabiliriz. Bu yüzden hukukla ezilen sınıf (toplum) arasındaki bağın koparılması, tarihte birçok kez görüldüğü gibi devlet diktatörlüğünü yaratmaktadır. Bu konuya canlı bir örnek teşkil eden, Türkiye devletine ve Erdoğan iktidarına bağlı hukuk sistemi, konumuz açısından bizlere oldukça pratikler sunmaktadır.
Heybet Akdoğan
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













