Halk olduğumuzu unutmayın
Heybet AKDOĞANSedat Peker'in ardından bir süredir Muhammed Yakut'u dinliyoruz.
Alışılmış itiraf yönteminin ikincisine şahitlik ediyoruz.
Toplumsal kesimin birçoğu tarafından dikkat çeken bir isim oldu Muhammed Yakut.
Muhammed Yakut, iktidara yakın kesimlere, muhalif toplumsal gruplara, muhalif partilere ve bürokratlara kadar yoğun bir tartışma konusu.
Fakat, Sedat Peker ve Muhammed Yakut'un videolarını karşılaştırdığımızda; üslup ve içerik bakımından birçok farklılıklar olduğunun hemen hemen herkes ayırdında.
Bu farklılığı Muhammed Yakut'un kendisi zaten çoğu defa dile getirdi.
Her ne kadar Peker ve Yakut'un kendilerince yaşamış oldukları öfkenin sebebi, iktidar cenahından istedikleri karşılığı alamamaları olsa da, sosyo-politik açıdan varılacak sonuç aynı: Menfaat ilişkileri.
Mafya liderlerinden tutalımda, iş adamlarına kadar iktidarla yolu kesişen üst sınıflar, istedikleri hedefe ulaşma konusunda engellerle karşılaştıklarında, engelleri çıkartan kişilerle veya iktidarla hesaplaşma içerisine girerler.
Bu hesaplaşmanın en iyi alıcısı ise, ezilen ve mağdur olan halktır.
Her halk yaşadığı haksızlıkların altında ezilirken bütün gerçeklere karşı duygusal yaklaşır ve tepkisini duygusal olarak dile getirir.
Özellikle Türkiye halkının yıllardır yaşadığı eziklik, Türkiye halkının mantıksal yönünü fazlasıyla yıpratmış durumda.
Birey ve toplum nezdinde ister bilimsel, ister kişisel bakımdan duygusal düşünmeyi sorguladığımızda, ezilen bir bireyin veya halkın duygusal reflekslerinin, mantıksal düşünmeden daha fazla olduğu yadırganmayacak hassaslıkta bir olgudur.
Bu nedenle birey ve toplumun duygusal düşünmesi ve sosyo-politik konuları duygusal olarak değerlendirmesi son derece normaldir.
Ancak siyasetçilerin ve özellikle muhalif siyasetçilerin toplumsal ve politik konulara duygusal yaklaşması normal midir?
Kesinlikle hayır!
Çünkü muhalefet her konuda toplumsal sorunları pozitif olarak ele almak ve çözüme kavuşturmak zorundadır.
Aksi halde muhalif siyasetçilerin siyasi sorumluluklarını bir kenara bırakmaları ve kamusal alanda yaşayan birer birey olmaları gerekmektedir.
Ne yazık ki tersi bir durum yaşıyoruz.
Millet İttifakı'nın Sedat Peker'den sonra Muhammed Yakut'un açıklamalarını muhalif söylemin propagandası olarak kullanması görünürde doğru olsa da, siyasi etik ve vicdani sorumluluk bakımından Millet İttifakı'nı zan altında bırakıyor.
Evet zan altında bırakıyor.
Şimdiye kadar Millet İttifakı'ndan Sedat Peker'e olsun, Muhammed Yakut'a olsun bu vakte kadar neredeydiniz, neden şimdiye kadar sustunuz yönünde bir soru yönetildiğini duymadım.
Madem her iki şahsın itirafları; adalet, hukuk, insan hakları ve eşitlik konularını ilgilendiriyorsa, bu saatten sonra bunların propagandasını yapmak siyasi etik vicdani tutarlılık bakımından ne kadar doğru?
Peker ve Yakut'un şimdiye kadar ticari çıkarlarını vicdanından önce benimseyerek susmaları bir yere kadar normal. Nihayetinde her iki isim de sıradan yaşayan bireyler veya sıradan birer esnaf, ya da sıradan birer işletmeci değiller.
Ama topluma umut olmak isteyen muhalif siyasetçilerin şimdi takınmış oldukları tavır sami mi?
Bunun yanında muhalif basın ve medyanın önemli bir çoğunluğu tıpkı muhalefet kanadı gibi bu itirafları propaganda aracına dönüştürerek, kendi mecralarında reyting malzemesi olarak kullanmaları, basın ve medyanın ahlaki ilkeleriyle ne kadar örtüşüyor?
Millet İttifakı'nın, muhalif gazeteci ve televizyoncuların ilk önceliği, Erdoğan iktidarının gitmesi.
Erdoğan iktidarının sona erdiğini farz edelim.
Ondan sonra ne olacak?
Mevcut muhalif politikacıların siyasi etik anlayışıyla, vicdan ölçüsüyle, basın ve medyanın fırsatçı bilgilendirme metoduyla, siyasi ve toplumsal sorunlarımız gerçek anlamda azaltılabilir mi ya da önlenebilir mi?
İlla ki; birilerinin ayağına basılmasını mı beklemek lazım?
Olayları, sorunları ve çözümleri insani ve ahlaki duyarlılıkla irdeleğimizde elbette ki, bu sorulara karşı evet demek aklı kârı değil.
Zaten kapitalist-emperyalist sisteme de akıl kârı denilmiyor.
Elbette bunu söylemeyenler sadece ezilenlerdir.
Yalnızca ezilenler adaletsizliğin ve acı çekmenin ne olduğunu bilirler.
Ezenler haksızlığa uğradıklarında ve acı çektiklerinde, gerekirse halkın tertemiz vicdanından faydalanmak pahasına da olsa; uğramış oldukları haksızlığın ve çektikleri acının karşılığını bir gün muhakkak alırlar.
Ezenler ister siyasetçi, ister mafya lideri, ister iş adamı olsun fark etmiyor.
Lakin ezilenler için aynı şeyi söylemek, henüz
imkânsız.
Ezilen halk kalıcı çözümler konusunda olması gereken irade ve sabrı konjonktürel olarak benimseyemiyor.
Bunun tek sorumlusu halk mı?
Elbette değil.
Çünkü halk adına mücadele eden her politik organizasyon ve basın-medya, ezilen sınıf veya toplum diyerek politika yaparken, halkın ne olduğunu unutuyorlar.
Bu yüzden şu sözüm onlara:
Halk olduğumuzu unutmayın!
Heybet AKDOĞAN
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













