|
Ukrayna Büyükelçiliği, Cumartesi günü sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Ukrayna Hava Kuvvetleri'nin Bayraktar TB2 SİHA'larını kullanarak bir Rus konvoyunu etkisiz hale getirdiğini" duyurdu. Tahrip edilmiş Rus zırhlılarının görüntülerini de yayınladı.
Büyükelçilik, sonradan sildiği paylaşımında da, iki sene önce İdlib'de Rus askerleri tarafından öldürülen 34 Türk askerinin intikamının Ukrayna'da alındığını yazdı; "İlahi adalet diye bir şey var" dedi.
İlginç bir tesadüfle, bahsedilen İdlib saldırısı da 27 Şubat'ta gerçekleşmiş, kamuoyu Erdoğan'ın Rusya'ya tepkisini beklerken o Moskova'ya Putin'i yatıştırmaya gitmiş, aşağılayıcı bir şekilde kapısında bekletilmişti. Şimdi Ukrayna, o saldırının intikamını aldığını söyleyerek ve Türk drone'larının ismini özellikle zikrederek savaşa tepkisi cılız kalan Erdoğan'ı Rus işgaline karşı tavır almaya zorluyor.
Bu gelişmelerin yaşandığı gün, sözkonusu SİHA'ları üreten Baykar'ın yöneticisi, Erdoğan'ın damadı Selçuk Bayraktar, sosyal medya hesabında "Rus işgalini en sert şekilde kınarken", işgale direnen Ukrayna'yı desteklediğini yazdı. Oysa kayınpederi, işgalci ülkeden S-400 füzeleri alma ısrarı yüzünden bugün NATO'nun güvenilmez liderlerinden biri sayılıyor.
Ankara, yalpalayan dış politikası ve peşpeşe yaptığı hatalar nedeniyle son krizde devre dışı kaldı. Erdoğan'ın Rusya-Ukrayna arasında arabuluculuk iştahı, karşılık bulmadı. Doğal gazın kesilmesi ve Rus turistlerin gönderilmemesi korkusu nedeniyle Saray'ın işgale tepkisi de sönük kaldı. Dışişleri, yaşananın bir "savaş" olduğunu ve Montrö'nün devreye girdiğini, ancak savaşın dördüncü gününde açıklayabildi. Ukrayna'daki yurttaşlarına ise hala yardım elini uzatabilmiş değil. Pek de parlak bir bilanço sayılmaz; öyle değil mi?
Türkiye, füze satın aldığı ülkeyle, drone sattığı ülkenin savaşını uzaktan izliyor. Savaşı füze aldığı ülke kazanırsa, sattığı drone'lar kendisine hatırlatılacak; drone sattığı ülke kurtulursa, aldığı füzeler başına dert olacak. Görünen o ki, her şartta Ankara, bu savaştan kayıpla çıkacak.
|