|
Moskova'nın sesi Pravda gazetesi, Erdoğan-Putin görüşmesine saatler kala şu yorumu yayınladı:
"Söz, ağzından uçup gitmeden iki kez düşünmeliydi. Eh, Erdoğan'ı anlamak kolay, çünkü zavallının yeniden seçilme şansı yok."
Pravda'nın atıf yaptığı sözler, Cumhurbaşkanı'nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, Kırım'ın ilhakını tanımadığına dair sözleri... Pravda'nın "zavallı" nitelemesi, Erdoğan'ın Moskova'da nasıl bir hissiyatla karşılandığına dair ipucu veriyor.
Ancak Erdoğan, Putin görüşmesi öncesi ABD'de gündeme getirdiği bu konuyu değil, kendisine yöneltilen S-400 sorularını hatırlattı. "Bize hep malum konuları sordular" deyince Putin gülümsedi. Bu, "Geldin mi sonunda bize" tebessümüydü.
S-400 ısrarı nedeniyle NATO'da yapayalnız kalan, ABD gezisinde de Beyaz Saray'dan yüz bulamayan Erdoğan, Pravda'nın dediği gibi "en zayıf döneminde" gitti Rusya'ya... Sadece Pravda'nın yorumundan değil, Putin'in oturuşundan bile anlaşılan bu durum, onu tavize müsait bir pozisyona sokuyor. Bu, sadece kendisinin kişisel siyasi kariyerini etkilese sorun olmayabilirdi; ancak süper güçlerle tahterevalli oynarken aynı zamanda Türkiye'nin kaderiyle de oynuyor Erdoğan... Suriye politikasından S-400 alımına, mülteci pazarlığından AİHM kararlarını tanımamasına kadar pek çok konuda ülkenin geleceğini ipotek altına koyuyor. Washington-Moskova-Brüksel arasında yalpalayan bu dış politikanın bedelini bütün ülke ödeyecek.
Neyse ki dünya onu artık, "bir daha seçilemeyecek bir lider" olarak görüyor; ona göre pozisyon alıyor.
Şimdi yakında onun yerine geçecek olanların, yani Millet ittifakı bileşenlerinin, yapılan bu pazarlıklara dair net tavrını ortaya koyması gerek. Nasıl ülkeyi sömüren müteahhitlere, yarın yatırımlarını kamulaştıracaklarını söylüyorlarsa dünyaya da, "Sakın zayıf Erdoğan'ı tavize zorlayıp yanlışa düşmeyin, yarın işler değişecek, bizim yaklaşımımız farklı olacak" mesajını açıkça vermelidirler.
Dünya, Türkiye'nin Erdoğan'dan büyük olduğunu anlamalıdır.
|