|
ABD'nin Afganistan'ı terk ettiği 2021 yazında Erdoğan arabuluculuğa soyunurken, "Türkiye'nin Taliban'ın inancıyla ilgili ters bir yanı yok. Onlarla anlaşabileceğimi sanıyorum" demişti.
"Taliban inancı"nın ne olduğunu dünya çok kısa sürede gördü:
Televizyon, sinema, müzik, içki yasağı... Kadınlara çalışma ve okul yasağı, burka zorunluluğu... Erkeklere kâkül yasağı, sakal zorunluluğu... Çocuklara uçurtma, satranç, misket yasağı, dini eğitim zorunluluğu... Camiye gitmeyen esnafa dükkân kapatma cezası...
Bu "inancın", Türkiye ile uzaktan-yakından ilgisi yoktu, olamazdı. Erdoğan'ın demeci, olsa olsa kendi zihnindeki rejimi yansıtıyor olabilirdi. Nitekim son seçimi de kazandıktan ve muhalefetin sağ seçmeni kazanmak için attığı muhafazakâr adımları gördükten sonra Erdoğan, modern Türkiye'nin kazanımlarına daha kararlı bir şekilde saldırmaya başladı. Sadece geçen haftadan üç örnek verelim:
> İstanbul Valiliği, bir genelge ile sahillerde, plajlarda, parklarda, piknik alanlarında içki içilmesini ve satışını yasakladı.
> TRT'ye çekilecek "Selahaddin Eyyubi" dizisinin başrolü için seçilen oyuncu Leyla Tanlar, sosyal medyadaki bikinili paylaşımı nedeniyle kadrodan çıkarıldı.
> Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası'nda final oynayan takımın yıldız oyuncusu Ebrar Karakurt, eşcinsel kimliği nedeniyle iktidar medyasında "milli utancımız" diye protesto edildi.
Türkiye'yi "Taliban inancı"ndan farklı kılan, devletin veya toplumun kişisel tercihlere müdahale hakkı olmadığı bilincidir. Şimdi bu bilince saldırılıyor. Ve ne yazık ki, sosyal demokrat muhalefet, bu saldırılara kayıtsız kaldığı gibi, kontrolünde tuttuğu İstanbul Belediye tesislerinde de içki yasağı uygulayarak yasakçı zihniyete ortak oluyor. Oysa (teyit.org'un hatırlattığı gibi), Avrupa'daki devletlerin bireylerin yaşam tarzına nasıl müdahalede bulunduğunu ele alan "Dadı Devlet Endeksi"ne (The Nanny State Index) göre Türkiye, zaten alkol tüketiminde Avrupa'nın en az özgür ülkesi... Bunun bir adım ötesi, Erdoğan'ın "anlaşabileceğini sandığı" Taliban zihniyeti...
|