|
Uzun süredir İsveç Türkiye'nin, Türkiye de İsveç'in gündeminde... Çünkü Ukrayna'nın işgalinden sonra NATO'nun güvenlik şemsiyesine girmeye çalışan Stockholm, Ankara'nın vetosuyla karşı karşıya... Muhaliflerine İsveç'in kucak açmasından rahatsız olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO içindeki veto hakkını kullanarak, "Ya onları iade edersin ya NATO üyeliğinden vazgeçersin" kartını oynadı. Böylece İsveç, ilkeleriyle çıkarları arasında sıkıştı. İsveçli yetkililer, Türkiye gibi otoriter rejimlerden farklı olarak ülkelerinde yargının bağımsız olduğunu, yargı kararlarını hükümetlerin değil, yargıçların verdiğini söylese de dinletemedi. Erdoğan, "o halde yasaları değiştirin" diye diretti. İsveç, bunu da kabullendi. Anayasasındaki terör tanımını değiştirerek Ankara'yı ikna etmeye çalıştı; yine olmadı. Erdoğan, elindeki listede bulunan muhaliflerinin iadesini istiyordu. Devreye ABD ve NATO ülkeleri girdi. Tam 11 Temmuz'da Vilnius'ta yapılacak NATO zirvesi öncesi bir çözüm bulunuyordu ki, bu sefer de Kur'an yakma eylemi patladı. Müslümanların kutsal bayramında, Stockholm'deki bir caminin önünde gerçekleştirilen eylem, İslam dünyasını ayağa kaldırdı. Geçen yıl benzer bir eylem, yine büyük tepkilere yolaçmıştı. Ancak bu kez zamanlama, İsveç'i hepten zora soktu. İsveç Başbakanı, eylemin yasal olduğunu vurgularken, "uygunsuz" yorumunu yaptı. Erdoğan ise "Tepkimizi en güçlü şekilde ortaya koyacağız. Müslümanların kutsallarına hakaret etmenin düşünce hürriyeti olmadığını, batılı kibir abidelerine eninde sonunda öğreteceğiz" dedi.
Eylemin düşünce özgürlüğüne katkı yaptığı çok şüpheli; ancak Erdoğan ve Putin'in elini güçlendirdiği kesin... Bu tür krizleri fırsata dönüştürme becerisiyle tanınan Erdoğan, Vilnius'da İslam dünyasının tepkisini Batı'da dillendiren lider rolünü oynayacak. Sonunda İsveç'in NATO üyeliğine yeşil ışık yaksa bile karşılığında büyük tavizler koparması mümkün olacak.
İsveç, yükselen otokrasiler karşısında bocalayan demokrasilerin tipik bir örneği... Sağlam duruş olmayınca bu savaşın kazanılması zor.
|