|
Hem Türk hükümeti hem Türk ordusu, çok ağır bir suçlamayla karşı karşıya... Haftalardır İnternet'te, Silahlı Kuvvetler'in dağda kimyasal silah kullandığına dair videolar dolaşıyor. Bu iddia, Türkiye'de pek basına yansımasa da Batı'da ciddiye alınıyor.
Bu kadar ağır bir suçlamayla karşılaşan bir hükümet hemen tarafsız gözlemcilerden bir heyete iddiaları araştırtır ya da Türk Tabipleri Birliği'ni davet edip "Gelin şu iddiaları birlikte inceleyelim. Dünyaya doğrusunu anlatalım" der, değil mi?
Türk hükümeti, bunun yerine iddiaların soruşturulmasını isteyen Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı'yı hapse attı. Hem de kaçma şüphesi yokken; kendisi gözaltına alınacağını bile bile yurtdışından gelmişken, ifade vermek için bizzat talepte bulunmuşken... Suçlulara mahsus bu telaş, hükümetin bir şeyleri gizlemek istediği kuşkusunu hepten güçlendirdi.
Hep aynı şey oluyor: Önce Erdoğan çıkıp hedef gösteriyor. Ardından Devlet Bahçeli devreye girip "Asalım, keselim" diyor. Savcılar mesajı alıp faaliyete geçiyor. Apartta bekleyen polis, sabahın köründe ev basıyor. Yargıç, gelse de tutuklasam diye el ovuşturuyor. Bu arada çaldıkları minareye kılıf uydurmak üzere TRT ve yandaş medya hazır tutuluyor.
Bu kez buldukları yalan hakikaten komikti; Evde bulunan "sakıncalı malzemeler", babadan kalma birkaç kurşun ve Bejan Matur'un, bir dönem AKP'li Milli Eğitim Bakanı'nın toplatılmasını eleştirdiği kitabı çıktı.
Biz gülüyoruz, ama sadece TRT Haber ve AHaber seyreden milyonlarca insanın zihni, bu yalanlarla nefretle dolduruluyor. İnsanlar hapiste çürütülüyor. Yönettikleri kurumlar feshedilip yandaş hale getiriliyor. O arada Türkiye, dünya nezdinde bir suçunu, başka suçlarla gizlemeye çalışan bir diktatörlük görüntüsünü pekiştiriyor. Yapılması gereken, iddia sahibini tutuklamak değil, iddiaları ciddiyetle soruşturmaktır.
|