|
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 98. yıldönümünü kutlarken hatırlamamız gereken detay şudur:
Bu ülkenin kuruluşunu sağlayan Meclis, elindeki yetkileri Mustafa Kemal Paşa'ya, sadece 3 ay için devretmiştir. Hem de Kurtuluş Savaşı sırasında... Ancak kıyasıya tartışmalar sonucunda, yasama, yürütme ve yargı erki, üç ay süreyle Başkomutan'a geçmiştir.
Bunu düşününce, Erdoğan'a 7 yıldır verilen ve son olarak 2 yıl için uzatılan yetkinin anlamı daha iyi anlaşılıyor. Muhalefetin bugün "ruh hastası" diye tanımladığı bir insan, 7 yıldır, üstelik yine muhalefetin oylarıyla, ülkeyi savaşa sokma yetkisini tek başında elinde bulunduruyor. 29 Ekim'i bu şartlar altında kutluyoruz.
Erdoğan'ın Meclis'teki grup toplantısında CHP liderine yönelik linç girişiminin görüntülerini yayınlaması bile onun ruhi hastalığının boyutunu göstermeye yeter. Daha önce Meral Akşener'e linç girişimi olduğunda, "Bunlar iyi günleriniz, daha neler olacak" diye sevinen Erdoğan'ın Kemal Kılıçdaroğlu'na saldırının görüntülerini iftiharla yayınlaması, onun, sadece muhalefet için değil, ülke için ne boyutta bir güvenlik sorunu haline dönüştüğünün de kanıtıdır. Ve tavır alınmadığı sürece, Türkiye'nin geleceği için tehdit oluşturmayı sürdürecektir.
Düşünün; eski AKP milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Kılıçdaroğlu'na saldırıdan sonra "geçmiş olsun" mesajı attığı için Saray'dan arandığını ve "Kesinlikle 'geçmiş olsun' demeyeceğiz" diye uyarıldığını söylüyor. Yani Erdoğan'ın muhalefeti linç ettirme sevdası, kişisel bir iktidar hırsı olmanın ötesinde, bir Saray, yani devlet politikasına dönüşmüş durumda...
Cumhuriyet'in 100. yılını, bir ruh hastasının talimatıyla muhalifleri linç için sokağa dökülmüş çetelerin hükümranlığında değil, demokratik bir yönetimle kutlamak istiyorsak, habire nefret yayan bu yükün ağırlığından bir an önce kurtulmak zorundayız.
|