|
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun, "turistin göreceği herkesi aşılayacağız" sözü, bu ülkenin tarihinde halka yapılan en ağır hakaretlerden biri olarak kayda geçti.
Kendisi sonradan gafın büyüklüğünü anlayıp düzeltmeye çalıştıysa da bu skandal, zihinlerde asılı kaldı. İktidar, Alman turistin getireceği parayı, kendi halkının sağlığından fazla önemsediğini ortaya koymuş oldu. Hükümetin iflas eden salgın politikası yüzünden canı tehlikede olan milyonlarca insan, ancak turist görebilirse aşı önceliği olduğunu, yani kendi yurdunda parya muamelesi gördüğünü hissetti.
Mesela tersi olsa ve Alman Bakan, "Turistle muhatap olacak her Alman'ı aşılayacağız" dese, bugün kovulmuş olurdu. Ama Çavuşoğlu, büyük pişkinlikle, "Yerli turisti de kastettim" deyip sıyrılmaya çalıştı.
Aynı zihniyet, daha geçen hafta, kendi halkına yasakladığı sahilleri turiste açmış, aynı suda yüzen üç kişiden sadece yerli olana ceza yazmıştı. Bu, sadece Şarkiyatçı bir zihinden değil, aynı zamanda ağır bir çaresizlikten kaynaklanıyor:
2019'da Türkiye'ye gelen Alman turist sayısı 5 milyonken bu rakam, 2020'de 1 milyona düştü. En çok gelen turist sıralamasında Ruslar ve Bulgarlar, Almanların yerini aldı. 2021'de vaka sayılarının artması üzerine Almanya, Türkiye'yi "yüksek riskli ülkeler" kategorisine aldı. Tatil satışları yüzde 76 düştü.
Çöken turizm sektörünü kurtaracak tek çare, Almanya'yı Türkiye'nin güvenli ülke olduğuna ikna etmekti. Ama Ankara geçen yıl semptom göstermeyen vakaları istatistiklere dahil etmediği için, "güvenilmez ülke" damgasını yemişti bir kere... Almanya'ya dil dökmeye giden yetkililer, salgınla ilgili Türkiye'de söyledikleri yalanların, Avrupa'da iş yapmadığını anladılar. Çavuşoğlu'nun "turisti görecek her Türkü aşılayacağız" vaadi, işte bu çaresizliğin sonucuydu. Ama döviz için kendi halkını aşağılayan bu açıklama bile, çoktan İspanya rezervasyonu yaptırmış Almanları ikna edemedi. Geriye, Alman turiste aşılanmış hizmetliler vaat eden bir bakan ve aşılanmak
için turist görme koşulu dayatılan bir halkın bedduası kaldı.
|