|
Berlin, Ankara ile anlaşma imzalayarak mültecilerin Avrupa'ya akınını durdurduğunu düşünüyordu. O zaman demiştik ki, "Suriyeli mültecileri engellemek için Erdoğan'ın otoriterleşmesine göz yumarsanız, bu kez belki Suriyeliler değil, ama akın akın Türkiyeli mülteciler gelmeye başlayacak."
Nitekim öyle oldu; önce baskı rejiminden kaçan akademisyenler, sanatçılar, öğrenciler, siyasetçiler, cemaatçiler geldi; ardından yoksulluktan kaçan işsizler... Bu sonuncu grubun kaçışını, bizzat parti bağlantılı çetelerin organize ettiği de önceki hafta ortaya çıktı.
Belediye adına görevliymiş gibi resmi pasaportla Almanya'ya gelip sınırı geçer geçmez kayıplara karışanların haberi, Alman basınında da geniş yer aldı. Gezileri organize edenlerin, para karşılığı, 1000 civarında insanı kaçırdığı iddia ediliyor. Skandal patlayınca Alman polisi ülkede gri pasaportlu avına çıktı. Alman İçişleri Bakanlığı, iki ülke yetkililerinin bu konuda yakın işbirliği yaptığını" açıkladı.
Ancak Türk yetkililerin olayı aydınlatmaya değil, kapatmaya çalıştığını not etmek lazım. İnsan kaçakçılığını daha Şubat ayında fark ederek Ankara'yı uyaran iki diplomatın merkeze çekilerek cezalandırıldığı ortaya çıktı. Bu durumda olayı aydınlatma sorumluluğu, iki ülkenin gazetecilerine düşüyor. Bu tür haberler Almanya ve Türkiye medya organları ve gazetecileri arasında işbirliği için önemli bir fırsat sunuyor.
Daha önce iki ülke gazetecilerini yakınlaştırmak amacıyla (örneğin Johannes Rau Vakfı tarafından) yapılan girişimler ne yazık ki salgın ya da Türkiye'deki baskı ortamı nedeniyle kesintiye uğradı. Bu durumda iki ülkeyi doğrudan ilgilendiren konularda ortak çalışma için #Özgürüz türü yayın organlarına önemli rol düşüyor. Bu sorumluluğun farkında olarak Alman ortağımız Correctiv'le birlikte haber dosyaları hazırlıyoruz. Bunların bir örneğini çok yakında göreceksiniz. Dileriz bu işbirliği, daha geniş ortak çalışmalara ve mesleki dayanışmaya zemin hazırlar.
Hepinize iyi haftalar.
|