SUSMA, KADINA YÖNELİK ZULMÜ GÖR..!
Beyhan İPEKTarihten Ders Almayanlar, Tarihin Tekerrürüne Şahit Olurlar
AKP iktidarının 23. yılına girildiği bu süreçte, kadınlara yönelik suç oranlarında ciddi artışlar yaşandığı gözlemlenmektedir. Gerici ve asimilasyoncu bir anlayışla şekillenen zorunlu eğitim sistemi, 12 Eylül faşizminin ürünüdür. Günümüze değin 45 yıldır bu uygulamalar katmerleşerek, önemli aşamalarla devam etmiş ve kadınlara karşı faaliyet gösteren gerici örgütlerin güçlenmesine zemin hazırlamıştır.
Bu yapılar, devlet içindeki etkin rolüyle politikalarla örtüşmüş ve bu örtüşmeye öncülük etmiştir.
Böylelikle iktidarlar, kadın özgürlüklerini savunmak yerine, sistemin beklentisi siyaseti doğrultusunda kadınların yaşam alanlarını daha da geri noktalara çekmiştir.
Bir yandan kapitalist sistemin "meta" anlayışıyla kadınsal değerler tüketim nesnesine dönüştürülmüş, renkli ve kirli pazarlar kurulmuş; kadına yönelik birçok tuzak yaygınlaştırılmıştır. Sahte, sanal bir özgürlük ortamı sunulurken; diğer yandan bu "özgürlük" maskesi gerekçe gösterilerek muhafazakâr ve köktendinci akımlar desteklenmiş, kadınlar çarşaf, burka ve çeşitli türban biçimleriyle dinsel bir kıyafet kuşatmasına alınmıştır.
İnançsal, dinsel özgürlük kisvesiyle de ciddi alıcı bulmuştur.
Bu kıyafetler, "inancın gereğidir" propagandasıyla meşrulaştırılarak kadın hak ve özgürlükleri sistemli biçimde geri plana itilmiştir.
Televizyon kanallarının ve genişleyen iletişim ağlarının merkezinde kadın, önemli bir malzeme; çirkin bir siyasetin aracı hâline getirilmiştir.
Bazı kanallarda kadının cinselliği pornografik biçimde sunularak yozlaştırılmış; diğerlerinde ise tam tersine bu yozlaşma bahane edilerek kadın gericiliğin hedefi hâline getirilmiş, suçun faili gibi gösterilmiştir.
Din adamı kisvesi altında konuşan birçok şarlatan, ana gündemini kadın bedeni, kıyafeti ve davranışı üzerine kurmuş; kadın düşmanlığını ideolojik bir silah hâline getirmiştir.
Gerici yapılar, kadınları kontrol altında tutmak ve zapturapt altına almak için semboller üretmiş; kara renkli çarşaf, başörtüsü ve türban gibi kıyafetler simgesel bir kimliğe dönüştürülmüştür.
Türban, kimi gerici öğrenci hareketlerinin elinde bir "bayrak" hâline getirilerek güya dinin, ahlakın, iffetin ve inancın sembolü olarak pazarlanmıştır.
Saç teli görünen kadın "hafif meşrep" damgası yiyerek toplum dışına itilmiş, baskılanmış ve ötekileştirilmiştir.
Tüm bu süreçlerin planlı şekilde güçlendirilmesi ve desteklenmesi, elbette ki sömürgeci, kan emici ve özgürlük düşmanı emperyalist politikaların ürünüdür. Özellikle İslam coğrafyasında emperyalist iş birlikçilerin din kisvesiyle yürüttükleri politikalar, doğrudan kadınların yaşam alanlarını daraltmayı, özgürlüklerini yok etmeyi hedeflemiştir.
Dünya kadın hareketleri ve bazı ülkelerdeki kadın örgütleri bu siyasetin bir kısmını anlamış olsalar da çoğu zaman bu gerici dalgayı besleyen temel nedenleri göremez hâle gelmişlerdir.
Oysa unutmamak gerekir ki “Kadın, yaşamın anasıdır.” Yaşamı doğuran, canlandıran su, hava, güneş ve toprakla birlikte kadın; doğada kendini var eder.
İnsanlık tarihinin ilk evrelerinde kadın, doğurganlığı ve üretkenliği nedeniyle tanrıça olarak kabul edilmiştir.
Ancak binlerce yıl süren bu dönemlerin ardından, insanlık gelişimini sürdürürken bir kırılma yaşanmış; iktidar hırsı ile şekillenen ataerkil akıl ve eril zihniyet egemenliğini kurmuştur. Bu egemenlik, sadece kadını değil, yaşamın doğrudan kendisini baskı altına almıştır.
Köleleşme ve sömürü düzeni kadın üzerinden geliştirilmiştir.
Günümüzde bu sistem, modern varyantları ve en gerici barbar yöntemleri ile devam etmektedir.
Emperyalist veyahut tüm diğer içerikteki savaşlarda "kadın", en önemli kurban olarak seçilmektedir.
Geçmişin tanrılara kurban edilen bakire kadınları, günümüzde düşman tarafın birincil hedefleridir.
Suriye ve Irak Kürdistanı’nda sahneye sürülen selefi radikal İslamcı terör örgütlerinin, Ezidi kadınlar başta olmak üzere, günümüzde Alevi kadınlara yaptıklarını bütün dünya sessiz ve umursuzca izlemektedir. Üstelik Suriye’yi teslim ettikleri bu çetelerin reislerini devlet adamı kimliğinde, ceplerini parayla, ellerini silahla doldurmaları korkunç bir garabet örneğidir.
Bunu sessizce ve yine umursuzca seyreden, duymayan, işitmeyen, kör bakan milyonlarca kadın; bu vahşetin bir gün kendisini vuracağı kaygısından da uzaktır.
Özellikle Türkiye’de ve Avrupa'da başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlar; bu süreçte Suriye’deki vahşetin dünyaya duyurulmasında, bu zulümleri teşhir etmede önemli insani görevler üstlenmelidir.
Yani dünyayı ayağa kaldıracak, uyandıracak reflekslerini ortaya koymalıdır.
Kadınlara yapılan bu zulümlerin tetikçileri ve uygulayıcıları olan radikal İslamcı faşist paramiliter grupları ve onların himayesine alan emperyalist kapitalist siyasetçileri teşhir etmelidir.
Mazlumun çığlığına, zulme, vahşete karşı mücadele kadınları beklemektedir.
Kadın yoldaşlar, suskunluk zulmü getirir!
Muhabbetle,
Beyhan İpek
21.03.2025
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- SUSMA, KADINA YÖNELİK ZULMÜ GÖR..!
- Biz Buradayız!
- Kadınlar, Örgütlülüğün Gerçek Taşıyıcılarıdır
- YOL İNSANIMIZA, HAKSIZLIĞA HAYIR DİYEN CÜMLE CANLARA...
- BOZUK BARBAR DÜZENE KARŞI, BAŞAK DEMİRTAŞ BİZİMDİR..!!
- Basına ve ALEVİ KAMUOYUNA Değerli Canlar
- "ALEVİLİKTE KADIN HAKLARI“
- Anneler günü nedir..??
- ALEVİ KADIN CANMI..??
- İSTANBUL SÖZLEŞMESĮ
- AKIL İZAN MARİFET
- ŞİDDET ve KADINLAR




















