- Ana Sayfa »
- WELG - ÖZEL »
Sabri Karaman: Alevilikte Şeriat ve Tarikat kapısı yoktur
Tarih: 17-07-2023 13:55:28 Güncelleme: 17-07-2023 14:10:28WELG | Karama, İmam ALİ ve ON İKİ İMAMLAR, hangi dönemde Alevi inancına dahil edildiği konusunda da şöyle dedi.
HALBUKİ İmam Ali, Muhammed’in eşi Hatice’den sonra, Müslümanlığı kabul eden üçüncü kişidir.
Peki, nasıl oluyor da bu şahsiyet ve sülalesi, gelip Alevi literatürüne girebiliyor?
İşte bu noktada, olayın biraz kaynağına inmekte fayda var, Özellikle İslam’ın yayıldığı dönemlerde, Arap yarımadasından çıkıp, diğer kültürel coğrafyaları işgal edip, tek tip din dayatmaya çalıştığı ve hiçbir inancın kendisini yaşatmaya fırsat verilmediği, dönemin konjonktürel yapısına göz atmakta fayda var.
Her farklı coğrafya, İslam’ın kanlı kılıcı karşısında tutunamayacağını görünce, mecburen İslam’ı kendi yorumuyla kabul etmeye çalışmışlardır. Örneğin İran coğrafyası, yani Acem topluluk, bu tarihi süreç içerisinde Halifelerin bütün uygulamalarını sahiplenmeyerek, sadece İmam Ali dönemini, İslami sıçrama olarak görmekte ve bu duruşu nedeniyle farklı bir tarihi yazım yapmıştır. Dolayısıyla bu Ehlibeyt ailesi ya da on iki imamlar kültü, işte bu Acem topluluğunun icat ettiği ve onun etrafında kendisine farklı bir İslami yorum yaratarak Emevi iktidarına karşı kendilerine bir haklılık mazereti yaratmaya çalışarak, gerçek İslam sizin bu uygulamalarınız değil deyip, ehlibeyt ailesinin mağduriyeti üzerine İmam Ali kültü etrafında, Şia mezhebini örgütlemişlerdir.
Dolayısıyla İslam’ın içindeki bu bölünme mezhepler üzerinden devam eder, örneğin bu durum Kürtlerin büyük bölümünde Şafilik, Türklerin büyük kesiminde de Sünnilik olarak ortaya çıkmış olup, herkesin kendine göre yorumladığı özde bir farklılık olmasa da, herkesin kendine ait bir Müslümanlık anlayışı orta yere çıkmış olur ve bu farklılaşmalar, 1500 li yıllara kadar süre gelir.
1500 li yıllara gelindiğinde, özellikle Anadolu’da bu farklı mezheplerin yani Sünni ve Şiilerin, tarih sahnesine çıktıkları dönemdir aslında. Şah İsmail öncülüğünde, Safevi devletinin Anadolu’ya yayılmasının ve de Şia mezhebininin bu coğrafyaya taşınması da bu yıllarda olmuştur.
Bu tarihten itibaren Alevi toplumlumu fiilen Safevi devletini destekleyerek, onun bünyesinde yer almışlardır, aslında Osmanlı devletinin kendilerine uyguladığı zulüm ve baskıdan kurtulabilirmiyiz deyip, Safevi devletini desteklemişlerdir. Ama ne yazık ki büyük yanıldıklarını asırlar sonra öğreneceklerdi, çünkü, Sünni İslam anlayışlı Osmanlı devletinden kurtulalım derlerken, bu kez Şii İslam'la tanışmak zorunda kaldılar.
Çünkü Şii devleti Sünni Osmanlıyla girdiği rekabette aslında bir yenilik vaadetmeyip, sadece bu toplulukları kimin dönüştürüp, kendi yedek gücü haline getireceği, iktidar ve toprak kavgasından ibaret olduğu işin özü olmuştur. İşte bu dönemde Aleviler, Safevi devletinin resmi dini olan Şii İslam mezhebiyle tanışmaya başladılar.
Sonrasında Şah İsmail önderliğindeki Safevi devleti, Alevileri Şiileştirmek için yoğun bir çaba içerisine girer. Anadolu'dan toplayıp Erdebil tekkesine götürdüğü ve orada Şii İslam dininin eğitiminden geçirdiği, devşirme dedeler ve sahte secereli Seyitlerle, siz evladı resulsünüz yalanıyla Alevi toplulumunun içersine saldığı, sayıları on binlerle ifade edilen Şii propagandist ile Alevi inancının bütün felsefi değerlerini deyim yerindeyse Şii İslam'ın özünü oluşturan ehlibeyt ve on iki imamlar kültü etrafında yeniden dizayn eder adeta.
Örneğin cemlerimizde çerağ uyandırırken ifade ettiğimiz
-HAK ALEM İNSAN, söylemi,
-HAK MUHAMMED ALİ olarak değiştirilir. Cemlerimizde yürütülen on iki hizmete İmamlar dahil edilir, binlerce yıllık geçmişi olan doğaya verdiği nimetlerden dolayı şükranlarını sunma niyetiyle tutulan AŞURE orucu ON İKİ İMAMLARA atfedilmesi sağlanır. Evlenme akti olarak kabul ettirilen, İMAM CAFERİ SADIK'IN icat ettiği gerici söylem bu inanca dahil ettirilir.
-Dört kapı olarak tanımlananan Alevi inancının temel düsturu olarak kabul edilen-
1. HUKUK Kapısı.
2. YOL Kapısı.
3. MARİFET Kapısı.
4. HAKİKAT Kapısı olarak bilinen felsefi yapı baskılar sonucu
ŞERİAT,
TARİKAT, MARİFET ve HAKİKAT kapısı olarak değiştirilir ve tarihsel bağlamından koparılması sağlanır.
İşte İmam ALİ kültü ON İKİ İMAMLAR ve EHLİBEYT sevdası, Safevi devletinin bu asimilasyoncu politikaları sonucunda, Alevi inancının literatürüne girmişlerdir.
Ne zaman ki, Yavuz'la Şah İsmail arasında ki savaşı Yavuz kazanınca, Alevil toplumu bakımından film yeniden başa alınmış oldu aslında, o günden sonra bir tek şey değişmişti Osmanlı bakımından, Şah İsmail'in Şiileştirdiği Alevileri bir kazanım olarak gören Yavuz, Ehlibeyt ve on iki imamlar etrafında dizayn edilen, geleneklerin İslam’ın bir kazanımı görüp asimilasyon politikalarına devam edilmiştir.
Yavuz öncesi Sultan ll Beyazıt ile bu toplumu ayakta tutan önemli dergahlardan biri olan Hünkar Bektaşi Veli dergahının başına getirilen, bugünkü deyimle kayyum diyeceğimiz Sırp kökenli Balım Sultan getirilir.
O günden sonra dergahın geçmişe dayalı bütün gelenekleri, İslami formülle yeniden organize edilir. Örneğin dedelik makamı bu darbe yönetimin icat ettiği bir kurumdur, babaganlık kolu ha keza öyle, hâlbuki Alevi inancının kurumsal yapısında Dedelik diye bir makam bulunmamaktadır oysa. Bu inancı ayakta tutan makam ve mevkiler sıralamak gerekirse Ana, Mürşit, Pir, Reyber ve talip topluluğudur en yalın tanımıyla.
İşte o dönemden sonra Alevi inancına monte edilen Ali külliyatı ve on iki imamlar kültü, hem Osmanlı döneminde, hem de daha sonra kurulan Cumhuriyet döneminde, bu toplumun Müslümanlaştırılması yönünde, devletlerin uyguladığı kesintisiz asimilasyon politikasına dönüştü.
Özetlemek gerekirse Osmanlı devleti Safevi devletinden devraldığı asimilasyon politikasına, daha da bir derinlik kazandırarak devam etmiştir.
Örneğin Bektaşilik denilen tarikat, 1500 li yıllardan sonra, Sultan ll. Beyazıt’ın, atamayla dergâhın başına getirdiği Balım Sultan eliyle örgütlendirilmiş, asimilasyon amaçlı bir tarikattır. Yani bu tarikatın Hünkâr Bektaş-i Veli'yle isim benzerliği dışında hiçbir bağı bulunmamaktadır. Çünkü gerçek Hünkâr Bektaşi Veli Ebul Vefai Kurdinin talebesidir ve Babai ayaklanmasında Baba İlyas’a destek sunmuş ve kardeşi Menteş’i bu savaşta kaybetmiş, savaşçı bir kişiliktir. Aynı zamanda Kızılbaş Alevilik felsefesine hizmet etmiş, tarihi bir şahsiyettir. Ama İslami iktidarlar zamanla onun adına menkibeler, menakıpnameler yazdırarak, onun mücadele alanını çarpıtmılşardır. Zamanla öyle bir hale getirmişlerdir ki sanki, Hünkar Türk İslam’a hizmet eden bir kişi gibi bir noktaya getirmişlerdir. Bununla, Alevi toplumunu ciddi anlamda dönüştürmeyi başarmışlardır maalesef ki.
Bu nedenle buradaki amaç, tamamıyla Bâtıni Aleviliğini yok etmekti.
Bektaşilik yoluyla hem Alevilik Bitirilecek, hem de balkanlarda getirilen Hıristiyan halklar devşirme edilecekti.
Bu günkü balkanlardaki Bektaşilik bu politikanın ürünüdür.
Ayrıca balkanlardan getirilen küçük Hıristiyan çocuklar, Bektaşi olarak devşirilmiştir.
Onlardan yeni çeri denen bir ordu kurulmuştur.
Halbuki bâtıni Alevilik felsefi bir dünya görüşü iken, Bektaşilikle bu yok edildi, çünkü amaç zaten İnsanları devşirmek olduğu İçin, önüne gelen herkes Bektaşi olabildi.
Dolayısıyla dün Aleviliği yok edip devletin kapı kulları tarikatı haline getirmeye çalışan zihniyet,
bu günde farklı yollarla Aleviliği yok etme çabası içerisindedir.
Bütün Canlara Aşk İle
Sabri Karaman
@welgmedya.com




























