- Ana Sayfa »
- WELG - ÖZEL »
AKP’nin “Barış Süreci” Stratejisi: Seçim Hesabı mı, Anayasa Pazarlığı mı?
Tarih: 01-04-2026 10:14:45WELG ÖZEL | Ankara – Türkiye siyasetinde yeniden gündeme gelen “barış süreci” tartışmaları, yalnızca çatışmasızlık ve çözüm arayışı ekseninde değil, aynı zamanda seçim stratejileri ve anayasa değişikliği hesapları bağlamında da değerlendiriliyor. Siyasi kulislerde giderek daha yüksek sesle dile getirilen iddialara göre, iktidar bu süreci zamana yayarak seçimlerde bir avantaj elde etmeyi ve sonrasında anayasa değişikliği sürecinde DEM Parti üzerinde baskı kurmayı hedefliyor.
“Barış süreci: Gerçek çözüm mü, siyasi zamanlama mı?”
AKP’nin son dönemde kullandığı dil ve attığı sınırlı adımlar, bazı çevreler tarafından “kontrollü bir süreç yönetimi” olarak yorumlanıyor. Bu yaklaşımda, kalıcı ve kapsamlı bir çözümden ziyade, sürecin sürekli gündemde tutulması ve toplumsal beklentinin diri tutulması öne çıkıyor.
Bu stratejiye göre, barış söylemi hem iç kamuoyunda yumuşama yaratmak hem de uluslararası alanda Türkiye’nin demokratikleşme yönünde adım attığı algısını güçlendirmek için araçsallaştırılıyor. Ancak somut adımların sınırlı kalması, sürecin “zamana yayılmış bir siyasi enstrüman” olarak kullanıldığı yönündeki eleştirileri artırıyor.
“Seçim öncesi ‘yumuşama’ hamlesi”
Yaklaşan seçimler öncesinde barış sürecinin yeniden gündeme taşınması, iktidarın özellikle Kürt seçmen nezdinde bir etki yaratma arayışı olarak okunuyor. Ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve artan toplumsal memnuniyetsizlik ortamında, siyasi gündemin güvenlikten “çözüm” eksenine kaydırılması bir tercih olarak değerlendiriliyor.
Bu bağlamda, sürecin seçim öncesine kadar “kontrollü bir umut” olarak tutulması ve seçim sonrasına ertelenmesi ihtimali üzerinde duruluyor. Böylece hem seçmen davranışı etkilenmek hem de muhalefetin bu alandaki söylem üstünlüğü sınırlanmak istenebilir.
“Anayasa değişikliği ve DEM Parti denklemi”
Kulislerde en dikkat çekici iddia ise anayasa değişikliği süreciyle ilgili. Mevcut parlamenter dengeler göz önüne alındığında, kapsamlı bir anayasa değişikliği için DEM Parti’nin desteği kritik önemde.
Bu nedenle bazı siyasi analizlere göre, barış sürecinin uzatılması ve “çözüm beklentisinin” canlı tutulması, DEM Parti üzerinde dolaylı bir siyasi baskı unsuru olarak kullanılabilir. Bu senaryoda, anayasa değişikliği süreci bir tür “karşılıklı bağımlılık” ilişkisi içinde şekillenebilir.
Ancak bu yaklaşımın ciddi riskler barındırdığı da vurgulanıyor. Çünkü toplumsal barış gibi hayati bir konunun siyasi pazarlık unsuru hâline gelmesi, hem güven kaybına hem de sürecin tamamen tıkanmasına yol açabilir.
“DEM Parti’nin pozisyonu belirleyici olacak”
DEM Parti’nin bu süreçte nasıl bir tutum alacağı, dengeleri doğrudan etkileyecek. Parti içinde hem ilkesel çözüm arayışını önceleyen hem de siyasi manipülasyon riskine dikkat çeken farklı yaklaşımların bulunduğu biliniyor.
Özellikle “anayasa karşılığında çözüm” gibi bir denklem, parti tabanında ve kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açabilir. Bu nedenle DEM Parti’nin, süreci desteklerken aynı zamanda bağımsız bir siyasi çizgiyi koruma çabası kritik önem taşıyor.
“Sonuç: Kırılgan bir denge”
Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de barış sürecinin yalnızca bir güvenlik ve demokrasi meselesi değil, aynı zamanda derin bir siyasi strateji alanı olduğunu gösteriyor. AKP’nin süreci seçim takvimiyle uyumlu biçimde yönetme ihtimali, anayasa değişikliği hedefiyle birleştiğinde çok katmanlı bir siyasi denkleme işaret ediyor.
Ancak bu denklemin en zayıf halkası güven sorunu. Eğer süreç toplum nezdinde samimiyetini kaybederse, kısa vadeli siyasi kazanımlar uzun vadeli toplumsal maliyetlere dönüşebilir.
Türkiye’nin önündeki temel soru ise şu: Barış süreci gerçekten kalıcı bir çözümün başlangıcı mı, yoksa seçim ve anayasa hesaplarının gölgesinde şekillenen geçici bir siyasi araç mı?
@welgmedya.com




























